Nihat Behram’ın Mesajı
Ahmed Arif’in hapishaneden taşan sesi, ne kadar da güncel! Ne yazık ki öyle.
⠀Haberin var mı taş duvar?
⠀ Demir kapı, kör pencere,
⠀ Yastığım, ranzam, zincirim,
⠀⠀Güncel olduğu kadar, kadim bir ses bu. Onlarca yıl öncesini de anlatıyor. Örneğin, Nazım hapishaneden Piraye’ye şöyle yazıyor:
⠀⠀
⠀⠀Bizi esir ettiler,
⠀⠀bizi hapse attılar:
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀beni duvarların içinde,
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀seni duvarların dışında.
⠀⠀
⠀⠀“Hapishane” eskiden beri hem gerçek hem mecazi bir olgu. Sonuçta birilerini duvarların arkasına kapatıp diğer insanlarla iletişimini kesmek için uygulanıyor. “Ufak iş bizimkisi.” diyor Nazım,
⠀
Asıl en kötüsü:
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
⠀
BİR SOSYAL MEDYA SANSÜRÜ
Bunun binlerce, yüz binlerce örneği yaşandı, yaşanıyor bu memlekette. Çeşit çeşit yöntemlerle, dirençli ve güzel sesler boğulmaya çalışılıyor. Son örneklerinden biri, yaşarken klasikleşmiş büyük şair ve yazarlarımızdan Nihat Behram’ın X hesabına erişim engeli getirilmesi. Çoğu zaman şiirlerinden dizeler kullanarak 2016’dan beri yazdığı on bine yakın kısa metnin, güzel, namuslu insanlarla, sevilmeye layık insanlarla bağlantısı kesildi.
⠀
ŞİİRLER, ROMANLAR, DÜŞÜNCELER
50 yıldan uzun süredir Nihat Behram, hiçbir sözü, dizeyi, kurguyu kendi başına bir güzellik olarak görmedi. Gelecek kuşaklara aktarılması gereken olaylar tarihe gömülüp kalmamalı, doğru yönde adımlar atılmalıydı.
⠀⠀Deniz, Hüseyin, Yusuf… Darağacında Üç Fidan kayıtlara geçmeli, toplumsal hafızaya bir de Behram’ın gördüğü biçimde kazınmalıydı. Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit, İbrahim anlatılmalı, ille de öyle anlatılmalıydı. Hayatımız Üstüne Şiirler yaratılmalıydı, Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar yaşanmalıydı, Hayatı Tutuşturan Acılar’ın üstüne üstüne gidip Yine de Gülümseyerek yola devam edilmeliydi. Cenk Çeşitlemeleri üreterek, gerekirse Yalın Yürek, ama her zaman Ölülerimiz’in anılarıyla yürünmeliydi. Bir dostun anıları Yılmaz Güney’le Yasaklı Yıllar adıyla aktarılırken, çocuklara da bir Göğsü Kınalı Serçe emanet edilmeliydi. Gurbet dolu yıllar bir romana dönüşmeli, kamyonlara sığmayan Kız Ali, memleketin ağır yüküyle yolları şehir şehir geçerek Almanya’ya kadar uzanmalıydı.
⠀
EDEBİYAT CEPHESİNDE MİLİTAN
Behram, tercihlerini hiçbir zaman kazanan tarafta olmaya göre belirlemedi. Hep haklı tarafta yer almak kaygısıyla yaşadı. Sadece faşizme, sadece dinciliğe değil; modaya, medyaya, arabeske, pop kültürüne, ezberciliğe de direndi. Her zaman güzelliğin değerini bildi, şiiri sevdi, en derin sözlerin anlamına bağlandı.
⠀
Vay kanlı da kanlı cellat elleri
Cellat ellerinde halkın gülleri
⠀
⠀Yazılanların bir işe yaraması için, okumaların da bir işe yarayacak biçimde gerçekleştirilmesi gerekir. Medya ve sosyal medya sansürleriyle aslında engellenen biziz! “Hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...” diyor ya Nazım, artık insanların çoğunluğu bu hale düşürülmüş durumda. Behram’ın engellenmesinden haberiniz olmadıysa veya bunu önemsemediyseniz, ey güzel insanlar, bu sizlerin hapishaneyi kanıksamanızdandır, içinizde taşımanızdandır.
⠀“Haberin var mı?” diyor ya Ahmed Arif, dışarıdaki mevsimi, geceyi, gündüzü, geçen saatleri, ayları haber alamadığı durumda bile, bir görüşmecinin gönderdiği hediyelerden dışarıdaki durumu anlıyor:
⠀
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
⠀
⠀Peki, siz nasıl anlayacaksınız “dışarısını”? Hayattaki gelişmeleri nasıl göreceksiniz? Direnmeden, mücadele etmeden, nasıl bahar gelecek dağlarına memleketimizin?
⠀
NİHAT BEHRAM’IN MESAJI
Bu engelleme kararıyla ilgili görüştüğümüz Nihat Behram, konuya yaklaşımını şöyle özetledi:
⠀⠀“Bana, ‘Yeni hesap aç, oradan devam et’ diyorlar. Yani on yıldır özene bezene yazdığım on bine yakın mesajımı unutayım, öyle mi? Bırak beynimi, yüreğimi, kalemimden utanırım! Yasağı kabullenmek, yasağa meşruiyet, zorbaya zorbalığa teslimiyet değil mi? Yurduma, halkıma, hayatımıza ilişkin, sanat diliyle yoğrulmuş duygularıma, düşüncelerime yönelik bu yasağı nasıl kabullenirim? Kitabım yasaklanınca ne yapmam gerekiyorsa, onu yaparım.
⠀⠀Asıl acı acı düşülmesi gereken, onlarca kitabı olan 80 yaşına gelmiş bir yazarın on bin mesajına konulan yasağın toplumda haber değeri dahi taşımaması, yani zorbalığın sıradanlaşması, yasağın kabullenilmesi!
⠀⠀Günlük siyasi polemik niteliğinde olmadığı halde X’teki çalışmalarıma yönelik engellemeyle, sanat ve düşünce üretimi hedef alınıyor. Sinsi biçimde aydın/sanatçı faaliyetine saldırının bir örneği. Toplu tepki almazsa kemikleşir. Bunun içerdiği tehlikeyi görmemek körlüktür. Kendim için kaygım yok, halkım yurdum için kaygılıyım.”
⠀⠀Ey evde, işte, sokakta hapis hayatı yaşayan dostlar, şairiniz, ustanız, görüşmeciniz böyle bir mesaj göndermiş size, dağlarına bahar gelsin diye memleketimizin. Nasıl bir tepki göstermek gerektiğini düşünelim diye. İletiyoruz.
⠀
Zafer Köse



