Başından geçenleri soluksuz anlatırken, arada bir durup nefesini dengelemeye çalışıyordu. O kadar çok birikmişti ki anlatacakları… Kelimeleri, zihninde bir o yana bir bu yana koşuşturan düşüncelerinin hızına yetişemiyordu âdeta.
Karşısında, anlattıklarını hayretle dinleyen Aylin, “Bi dur! Sakin ol, kaçmıyorum ya.” diyecek oldu ama o, duyduklarına aldırış etmeden oturduğu koltuktan çoktan kalkmış, çayı demlemeye koyulmuştu bile.
“Aslında,” diye devam etti konuşmasına, “genelde buralarda bir yerlerde hazır kurabiye, öte beri bulundururum ama sen gelene kadar hepsini yemişim sanırım.”
“Dur, ben şimdi hızlıca çayın yanına bir şeyler hazırlayıveririm senin için. Sen hiiiç kıpırdama yerinden.”
Üst demliğe kaynayan suyu boşaltırken fena halde sıkıştığını hissetti. Tuvalete yöneldiği esnada kapı çaldı.
“Ay, bugün de kabul günü gibi oldu değil mi?” diye laf attı onu izlemekte olan Aylin’e. Kapıyı açtığında, uzuuun zamandır görmediği iki arkadaşı ellerinde mumları yanan bir doğum günü pastasıyla hep bir ağızdan “İyi ki doğduuuun!” diye seslendiler.
Bu sürpriz karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Elvan, bir kapıdaki arkadaşlarına bir de odadaki kankasına bakakaldı. Aylin, yanına gelip hafifçe omuzlarından sarsarak, “Nasıl? Sürprizimizi beğendin mi?” diye sordu. “Kızlarla konuştuk, ne zamandır seni ziyarete gelememiştik. Doğum gününde böyle bir sürpriz yapalım dedik.”
“Beğenmek ne kelime! Beni inanılmaz mutlu ettiniz canlarım.” demeye yeltenirken o sıkışıklık hissi iyice bastırdı. “Hemen geliyorum.” diyerek tuvalete yöneldi. Mutfak tezgâhını geçerken, demlenen çayın çaydanlıktan fışkırarak ocağa taştığını gördü. “Eyvah, sular taşmış!” diyerek alelacele ocağı silmeye koyuldu.
“Aaa, hadi ama elimizde pastayla kapı ağzında kalakaldık.” diye seslendi arkadaşları. “Mumları üflemeyecek misin?”
“Bir saniye, ocağı silip geliyorum. Ay, ne iyi ettiniz de geldiniz. Heyecandan elim ayağım birbirine dolaştı baksanıza!”
“Hadi, bir dilek tut, dileğin gerçek olsun.”
“Biiiiir, ikiiiii, üüüüüç!”
Dudaklarını büzerek bir solukta üfledi pastanın üstündeki mumları.
“Eyvah! Mumları üflerken altıma kaçırdım sanırım.” diye mırıldandı, kısık bi sesle.
“Yok artık! Di di dit, di di dit.”
“Bu ses de neyin nesi? Hem altıma kaçırdım diyorum hem hâlâ tuvalete gidesim var”
“İyice saçmalamaya başladın Elvan, bu yeni yaş sana… Di di dit. Di di di dit”
Yatağının başucunda çalan alarmın sesiyle uyanan Elvan, fırladığı gibi tuvalete yöneldi. Ellerini yıkarken aynada karşılaştığı darmadağınık saçlı, sönük bakışlı kadına pürüzlü bir fısıltıyla sordu:
“Rüya mıydı şimdi tüm bunlar?”
Yaşadıklarının gerçekliğini sorgularcasına yavaş adımlarla mutfağa gitti. Gözleri tezgâhta taşmış bir çaydanlık veya mumları henüz sönmüş bir doğum günü pastası aradı ama gördüğü tek şey, lavaboda günlerdir yıkanmayı bekleyen küflenmiş tabaklar ve perdeleri açılmayan bir evden başkası değildi. Anlaşılan bu doğum gününde de tek başına, üstünde oturmaktan süngeri içine çökmüş sofasına oturarak ve tıpkı diğer yıllarda olduğu gibi, elinde telefon, hatırlanmayı bekleyecekti.
Bediz Saka