GÜNEŞİ BIRAKMAK

Ece Akcan yazdı.

Edebiyatın yeni seslerine daha fazla alan açmak için her hafta, genç bir kalemi sizinle buluşturuyoruz.

6 Nisan 2026

 

LÜLETAŞI RAHMİ

 

Ok(u)yanus dağlardan işcen

  tiril tiril sev(g)i

iş Bu gece(m)kondu avlusunda

  pıt pıt atar kalBi

Porsuk Çayı, Sazova

 

Ağarmış saçlarında bilumum

  sulfata ağacının yarpağı

Korkma! Be yahu, dokun anne

Mürver çiçekleri Güneş’li bataklıkta

biter! Demirin üzerinde karınca izi

 

gülünün geç gelen bir baharı emzirdiği

                         aşk ile

 

 

 

 

 

 

 

ZAFER

 

Korkulması gereken çatlak meğer

  git git yarığa dönüştü

iyi bak bala, fücur ve telaş

  düşman belliyor öbürünü

 

Öteki, iş Bu at

  sürekli yer mi ne

değiştiriyor ve

Biat edilen oysa

  sadece korku özgür

Kavanoz dipli şu âlemde

  çiçekler yaşar, saksılar ölür

uçurum kıyısında ülke!..

 

 

 

 

 

MİHRİ

 

BAN, AyBala

şukız, taş

çatlatan çiçeği

    şuncağız

 

Doyamazsınız

zaar, bakmağa

elaya çalar

gülüşü gül açan

az biraz şehla

     gözleri

 

o, o, sıfat ve 

O, çehre illâ ki

sen doğma, ben

doğayım diyor

        Ay'a

 

Güneş'i 

elime verin!

öBürüne Ay'ı

umurumda mı

şu kavanoz dipli

        dünya

 

AyBalam, şukız, iş bu

Türkmenis ve

   tan gözeli

 

Aşk mı? Öz(ü)gür

gülünün doğmamış bir

çocuğu emzirdiği

yazılıyor pelür kâğıda

             hâlâ

 

 

 

Âba Müslim Çelik

GÜNEŞİ BIRAKMAK

Bir trenin içindeyim şimdi. Sen bu şehre dönerken ben gidiyorum. İyi bildiğim hiçbir şeyi almıyorum yanıma. Sen ise eminim ki iyi olanı bulmak için geri dönüyorsun. Bu şehirden gittiğimi bilmiyorsun. Birkaç sohbet arasında duyarsın belki. Yüzünde sadece anlık olan ufak düşünce kırıntıları, ufak somurtuşların olur. Keşke ben de senin adını duyduğumda hatırladığım anlık tepkilerden oluşsam. Adını duymanın yarattığı his, gece gündüz gibi normal bir şey olsa. Biliyor musun? En çok da susmak zorunda oluşum acıtıyor içimi, hem de bu kadar konuşmaya meyilli biriyken. Artık ne sen varsın ne de konuşma hevesim. Elimde uzunca sessizlik, kalem ve kâğıt. Sürekli sen sayfaları konuyor masama. O sayfalara bakacağımı bile bile yine de bırakıp gidiyorum. Kırgınlık, kızgınlık içermiyor düşüncelerim. Sadece sende hissettiğim o güneşli filtreyi kaybetmiş gibiyim. Ece AKCAN