GÖNÜL DEMİRCİOĞLU VE TURHAN YILDIRIM İLE ARŞE DUO ÜZERİNE SÖYLEŞTİK

Gönül Demircioğlu ve Turhan Yıldırım’la Arşe Duo’nun yazılma süreci, ortak üretimin imkânları ve metnin biçimsel tercihleri üzerine konuştuk.

Sudenaz Kahraman sordu.

19 Aralık 2025

       Gönül Demircioğlu ile Turhan Yıldırım’ın ortak çalışması Arşe Duo, 33 düzyazı şiir ve 33 küçürek öyküden oluşan bir metin bütünlüğü sunuyor. Yazarların “düzyazının iki sınır ucunun buluşması” olarak tanımladıkları bu çalışma, şiir ve öykü arasındaki geçiş alanlarını yoklayan bir yapı kuruyor. Önce şiirlerin, ardından öykülerin kaleme alındığı kitap, iki ayrı yazı pratiğinin yan yana gelişini ve birbirleriyle kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor. Bu söyleşide, Demircioğlu ve Yıldırım’la Arşe Duo’nun yazılma süreci, ortak üretimin imkânları ve metnin biçimsel tercihleri üzerine konuştuk.

Keman yayı anlamına gelen “arşe” ve ikili anlamına gelen “duo” kelimelerinin birleşimiyle Arşe Duo ismi oluşuyor. Bu ismin anlamından bahsedebilir misiniz, neden Arşe Duo?

Gönül Demircioğlu: Keman yayı anlamına gelen “arşe” benim için özel bir sözcük. Şiirlerimi yazarken sözcükleri melodik bir formda, müzikalite gözeterek seçiyorum. Kimi seslerin üst üste gelişi, kimi seslerinse bütünlükle kendi arasında bir ahenk oluşturuşu benim poetik makinem olarak da tasvir edebileceğim, zihnimin içindeki özel bir makinenin ürünü. Bu makineyi, poetikamı şiirime öğütebilmek için kurdum. Bir şiirin sahneleri zihnimin iplerine dizildikten sonra uygun zamanı bulup yazmaya karar verdiğimde bu makine yürütmeyi ele alıyor. Tüm sahneleri oraya atıyorum ve büyük oranda ses, imge, duygu yaratan mısralar doğuyor. İşte “arşe” burada ses olgumu imleyen sözcüktür. Şiirlerimdeki baskın sesi bununla ifade edebiliyorum. “Duo” sözcüğüne gelecek olursak, Turhan Yıldırım bana bu teklifi yaptığında ikili bir ses formu üzerine konuştuk. Benim şiir yazma mekaniğim buydu ve o da bu forma ayak uydurarak öykülerini, ses olgusu gözeterek kaleme almak istedi. Dolayısıyla ikili bir düet gibi görünse de şiirin sesini, öykünün sesiyle tamamlayan daha da özel bir nüans yakalamış olduk, “duo” sözcüğü de tam olarak buradan geliyor. 

Turhan Yıldırım: Gönül Demircioğlu’nun ikinci şiir kitabının ismi Çığlıkta Arşe. Arşe, belirttiğiniz gibi sesi, müziği yaratan bir araç. Metinlerimizle oluşturduğumuz müziğin karşılığı. Duo ise meydana getirdiğimiz ikili sesi, ahengi karşılıyor.    

 

“Düzyazının iki sınır ucunun buluşması” olarak tanımladığınız bu kitapta, sizi bir araya getiren şey ne olmuştu, bu fikrin nasıl ortaya çıktığından biraz bahsedebilir misiniz?

Demircioğlu: Bir gün, Turhan Yıldırım, Çığlıkta Arşe’nin dışında kalan şiirlerimi istedi ve böylece Arşe Duo’nun süreci başlamış oldu. İlk öyküsünü gönderip şiirimin etkisiyle yazdığını ve kalan şiirlere de yazmak istediğini söylediğinde heyecanlandım. Zaten başka bir dosyanın hazırlığı içindeyken öte yandan akıbetinin ne olacağını bilmediğim bu şiirler de yeni bir dünyanın kapısından içeriye bu sayede girmiş oldu. Turhan Yıldırım, değerli bir edebiyat insanı. Sanırım edebiyat üzerine düşünmediği bir zaman dilimi yok, en yoğun mesaisinde bile zihninde edebiyata dair bir fikir gezdirir mutlaka. Bu vesileyle de Arşe Duo’daki fikir öncülüğü, emeği için kendisine teşekkür ediyorum.

Yıldırım: Gönül Demircioğlu’nun Çığlıkta Arşe dışında kalmış ve yeni çalıştığı şiir dosyasına, dosya bütünlüğü sebebiyle almayacağı şiirleri vardı. Başlangıçta, sonrasında kitabımızın da ilk metinleri olan şiirlere ardı ardına küçürek öyküler yazdım. Bunlardan bir dosya oluşturma fikri aklıma geldi ve kendisinden dosya dışında bıraktığı ne kadar şiiri varsa istedim. Yoğun bir tempoda çalışarak bu şiirlere küçürekleri yazdım. Toplamda 33 şiire karşılık gelen 33 öykü yazmamla bu dosya meydana geldi. Böylelikle düzyazı şiirlere küçürek öyküler eşlik etti ve düzyazının iki sınır ucu buluşmuş oldu.    

 

Şiirlerden sonra öykülerin kaleme alındığını biliyoruz. Peki öykülerden sonra şiirlerin kaleme alındığı yeni bir kitap yazma fikriniz var mı, sizce nasıl olurdu?

Demircioğlu: Üzerinde konuştuğumuz, fikir yürüttüğümüz ortak bir çalışma daha var aklımızda. Bu çalışmada öykü ve şiirin birbirinden bayrak alarak ilerlemesini öngörüyoruz. Şiirde bunu kurmak zor, benim şiirimde daha da zor. Ama bunu yapabilmek için bir yol buldum kendime, uçurtmanın ipini bir eliyle bırakan, öteki eliyle tutan bir yol.

Yıldırım: Yine ortak çalışmayla meydana gelecek yeni kitap fikrinde, bu sefer örgüden ilham aldık. İsmini “Örgü Duo” olarak düşündüğümüz dosyada, yine şiirin ardından öykü gelecek. Ama bu defa şiirler hazır değil ve metinler birbirini örecek. Şiir öyküyü yaratacak, öykü de şiiri. 

 

Türler arası bir geçişin söz konusu olduğunu görüyoruz. Bu geçiş, sizce okuyucuda nasıl bir iz bırakmış olabilir, bunu yaparken okuyucunun bakış açısı hakkında neler düşündünüz?

Demircioğlu: Kitap ele ilk alındığında zorlamışsa da sonrasında zoru başarma, ilmekleri çözme hissi yaşattığına inanıyorum. Çünkü iki metni geçtikten sonra kitap kendi iç ritmini ele veriyor. Böyle deneysel bir kitabı okumak isteyen bir okursa, zaten buna hazırlıklıdır. Kendi okuma zevkimden biliyorum. 

Yıldırım: Arşe Duo, fikir itibarıyla deneysel bir çalışma ve elbette okur için kolay bir eser olmadığını da biliyoruz. Düzyazı şiirle küçürek öykü, zaten üzerinde az çalışılan türlerken bir de bunların aynı eserde beraber yer alması hiç kolay değil. Yine de ikimizin zihni -yazarlık anlamında- birbirleriyle akraba ve yazı tarzlarımızın tür farkına rağmen uyumlu olduğunu düşünüyorum. 

 

Kitabı yazarken sizi zorlayan bir yanı oldu mu, olduysa biraz anlatabilir misiniz?

Demircioğlu: Şiir benim için hiçbir zaman zorlandığım bir şey olmadı. Şiirlerin büyük kısmı zaten baştan hazır olduğu için kitabın oluşum sürecindeki asıl yükü Turhan Yıldırım üstlendi. Geriye kalan sıralama, editleme aşamalarındaysa uyumlu ve zevkli bir ortaklık yürüttük. 

Yıldırım: Gönül Demircioğlu’nun şiirleri o kadar ilham verici ki öykülerimi kaleme alırken hiç zorlanmadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Sadece, şiirlerdeki güçlü anlatım sebebiyle akışta, ardı ardına öykülerimi yazdım ve benim için çok yoğun bir yazma süreci oldu. 

 

İki ayrı türün bir araya gelmesi sizde nasıl bir deneyim yarattı?

Demircioğlu: Bizim için hem ritmik hem biçimsel bir deneyim oldu. Şiirin özgül ağırlığı, öykünün söylemine karışıp iki türün imkânlarını taşıyan melez bir birlikteliğe dönüştü. 

Yıldırım: Daha önce de belirttiğim gibi, Arşe Duo deneysel bir kitap. Deneyselliğin getirdiği farklılık, ayrıksılık söz konusu elbette ama çıkan sonuçtan kendi adıma memnunum. Bu iki türün sadece biçim olarak değil metin ruhu açısından da birbirlerine yakın olduklarını düşünüyorum. Bunu zaten kitapta görebiliyoruz.

 

“Domatesin suyunu emerken kırmızı tokat” ve “Yüzümde patlayan kırmızı tokat annemin ellerinden armağan bana” cümlelerindeki “kırmızı tokat” ne anlama gelmektedir, ikiniz açısından da farklı anlamları var mıdır? 

Demircioğlu: Kimi kokuların, seslerin, renklerin zihnimizde bir yerlerde sıkışmış, yaşayıp yaşamadığımızın meçhul olduğu kimi anılarla yakın akrabalığı bulunur. İşte  “Domatesin suyunu emerken kırmızı tokat” da benim için öyle bir sahneydi. İçimde bir yerde domatesin suyunu emdiği için tokat yemiş bir çocuk vardı. Sesini duydum. Rengini gördüm. Acısını içime çektim ve yazdım. 

Yıldırım: Kırmızı tokadın öykümdeki karşılığı yanakta ve karakterin zihninde kalan izdir. Bu iz, yıllar geçmesine rağmen karakterin hafızasından silinmeyen ve öykünün finalinde tekerrür eden eylemin de kaynağıdır. Kırmızı tokat imgesiyle öyküm, yaşamdaki negatif döngüyü anlatmaktadır.

 

Kitabı ilk kez okuyacak birisine, kitap hakkında bir fikir ya da tavsiye verseniz bu ne olurdu?

Demircioğlu: Aradıkları bir devamlılıksa, bu kitap o kitap değil. Eğer aradıkları yenilikse o zaman evet bu kitap o kitap. Çünkü Arşe Duo şiire ve öyküye başka bir açıdan sesleniyor. 

Yıldırım: En baştan şunu söyleyebilirim ki, okurun ilk kez karşılaşacağı, örneği olmayan bir eser Arşe Duo. Bundandır ki türleri farklı ama birbirlerini de tamamlayan bu metinleri, mümkün olabildiğince sakin kafayla, akışta kalarak okumalarını tavsiye ederim. 

 

Sevgili Turhan Yıldırım, “Aynadaki Boşluk” adlı öykünüzde “Arthur Flack” ismini kullanıyorsunuz.  Bunu kullanmanızın bir nedeni, önemi var mı?

Arthur Flack, bildiğiniz gibi, bir çizgi roman karakteri olan Joker’in gerçek ismidir. Aynı zamanda Joker (2019) ve Joker: İki Delilik (2024) filmlerinde yer almış bir sinema karakteridir. Esasen kötücül bir karakter olmasına rağmen iki filmde de zorbalarla ve erkle mücadele eden bir figür olarak, henüz Joker’e dönüşmemiş hâli yansıtılmıştır. Flack’in deliliği, sistem bozuculuğu ve güçlü olanla savaşı metnime ilham verdi. Öykümün finali, her iki filmle de göstergelerarası ilişkidedir.  

 

Sevgili Gönül Demircioğlu, yazmış olduğunuz düzyazı şiirlerde “küflendi zaman, edilgen trenler, makasın ağzında olmak” gibi benzetmeler kullanmanızın diliniz açısından bir önemi var mı?

Kullandığım imgeler, zihnimin dünyayı algılama biçimi. Onları estetik bir unsur olarak görünsün diye yazmıyorum. Gözümün önünde ve ardında yürüdüğüm her iki yolda da gördüğüm imgeleri çabasızca, onlara saygı duyarak topluyorum. Bahsettikleriniz de onlardan. “küflendi zaman”, beklemekten çürüyen, canlılığını yitiren, solgun düşen, buna bağlı olarak da küf tutan bir ömrü, geçmişi, şimdiyi imliyor. “edilgen trenler” ise iradesiz, dinamizmini kaybetmiş, sürüklenen bir görevlendirmeyi, dayatmayı imliyor. “bir makasın ağzındayız, açıldık seninle” mısrasındaysa öncelikle demiryolu makasını düşünelim. Yolun ikiye ayrıldığı, rayların farklı yönlere döndüğü o yeri. Burada, birlikte yürünmüş bir yolun artık bölünüp iki ayrı, karşıt yönlere doğru ilerleyişi ima edilir. Bunun haricinde yine kâğıt kesen bir makası ve onun kullanılacağı zaman açılan bacaklarını düşünelim. Bir el yordamıyla, onun iradesinde tutulurken iki bacağı bir irine uzaklaşır, açılır ve kesmeye hazırlanır. Şiirin bu sahneleri, zihnimde kurulurken metroya iniyordum. Yürüyen merdivenlerden hızla trene doğru dönerken karşı yönden de birisi hızlı adımlarla bana doğru yürüyordu. Birbirimizin ayaklarının dibinden çapraz yönlere doğru geçiş yapmıştık, değmeden, görmeden, yıkmadan. Yüzüne bakmadım ama o hız, uzama, teğetlik şiirde yerini buldu. Şiirde çok anlamlılığı seviyorum. Mısralarımı tek bir amaca bağlamak istemem, çağrışımın diri olmadığı bir şiir beni tatmin etmez. Dilimi ve poetikamı da bu doğrultuda geliştirmeye çabalıyorum.