ADSIZ YAZI

Haluk Öner, 2025 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’ne layık görülen Bâki Ayhan’ın Hasta Sevgili Kış adlı şiir kitabı üzerine yazdı.

8 Aralık 2025

    Bâki Ayhan, şiirin (yazınsal ve kültürel birikimi de dahil ettiği) yaşamsal deneyimlerin sezgisel birlikteliği; ortaya çıkan izlek, biçem, biçim ve kompozisyon sentezinin de şairlik olduğunu düşünür. Bu sezgisel bir araya gelişlerde imgenin yeri neresidir, açıklamaz. Bu durumda kendi poetikasının da odağında yer alan imge, bu birikimlerin yaratıcı yanı yahut dil, biçim, anlam, ses ve çağrışım birlikteliğinin sonucu olabilir. Bence, Bâki Ayhan’ın şiirinde imge öznenin sırf yazınsal çaba sonucu yarattığı bir söylem değil, yapıp ettiklerinin hatta başına gelenlerin ifade aracıdır. İmge, onun şiirinde biçem hatta içerik değişimlerinin bilinçli arayışlar olduğunu gösteren harçtır. Bu harç imgenin yanı sıra kentli özne, yalnızlık, eşya, yabancılaşma, ironi, eleştirel metinlerarasılıkla karılır. İlk şiir kitabı ve sonrakilerde, manifestosunda, eleştiri yazılarında, akademik çalışmalarında şiir işçiliğinin, duyu ve duygular arasındaki uyum ya da çelişkilerin, “şeyler”in, imgesel yansımaları vardır.

 

    Onun şiirinin güncel yanı, yazma anıyla nesneler dünyası (dış gerçeklik) arasındaki eş zamanlılık değildir. Güncellik, öznelerin şiiri yazma anı ve o ana kadarki tecrübelerinin sezgisel yansımasıdır. Onun için de “Gerçek şair sezgisel psikologtur.” (Ella Sharp). Dolayısıyla değişen zamanı, yenilikleri, bilinçdışında gözlenenleri, fark edilenleri sezgisel hazza dönüştürerek anlatır.

 

    Son kitabı Hasta Sevgili Kış, Bâki Ayhan’ın şiire ve hayata dair tecrübelerinin, halitası (alaşımı) olduğundan önceki şiir kitaplarını hatırla(tı)rsam son kitabı Hasta Sevgili Kış’ı anla(t)mak kolaylaşacak. Güz ve çağrışımlarının fon olduğu Hileli Anılar Terazisi’nde (2001) “olma”nın derinliği, huzursuzluğu; eşyanın ruhu, anlık/ânı yaşamanın kültürel imgeleri, şiirin kendisi vardı. İlk kitapta, sonraki şiirlerinde de görülecek imge, yalnızlık, solipsist var oluş, dünyaya ve hayata flaneur mesafesinden bakış belirir. 2003’te yayımladığı “Soylu Yenilikçi Şiir” manifestosunda şiirin özümsenmesi için dil, biçim, anlam, ses ve çağrışım birlikteliğinin önemli olduğunu savunur. Önceliği, kişiselliğe ve imgeye verir. Manifestoda iddialı şekilde dile getirdiği şiirin unsurları arasındaki birlikteliği göstermek adına Uzak Zamana Övgü (2003) ve Fırtınaya Hazırlık (2006) kitaplarındaki bütün şiir bentlerinin dize sayılarını, “simetrik yapı” adını verdiği 1+2+3+4+3+2+1’lik bir formla oluşturur. Sonra vazgeçeceği bu yapı, biçimin -yalnızca deneysel edebiyatın sahiplenildiği bir dönemde- biçem ve içerik arasındaki ilişkisini hatırlatarak sahiplenmiş, bu meseleye bilinçli bir boyut kazandırmıştır. Çoğunluk biçim hakkında konuşturan bu kitaplarda da yalnızlık, arzuları görünür kılma, içerik biçim uyumuyla şiirden daha iyi şiir çıkarma eğilimi vardır. “Küre Sele Kapıldı” gibi şiirlerle sonraki kitapta ön plana çıkacak değerler ve değişim eleştirisi de vardır. Bu iki kitaptan sonra anlam, ses, çağrışım ve dil uyumuna dikkat eder, biçimsel kaygı taşımaz ve serbest yazmaya devam eder. Bireysel çağrışımların toplumsal endişenin etkisinde olduğu bir yapı inşa eder. Kopuk (2011), bu anlamda bir kopuşu da işaret eder. Bu kitapta Soylu Yenilikçi Şiir anlayışından uzaklaşmadığını ama şiirin imkânlarını, barışçıl yaşamayı beceremeyen siyaseti, toplumu, şairleri, küreselcileri eleştirmek için kullanır. Kitaptaki şiirler bilinçli ve esnek modernist ironiyle toplum hassasiyeti belirtir.  Kitaptaki “Soysuz Zaman” şiiri Bâki Ayhan’ın “zamane” eleştirisinin değişen gündelik, değişen insana karşı bireyci/bireysel tavrını gösterir: “Olmayacak/sizde bu hileli teraziler/bizde bu ipekböceği sakinliği/sizde bir tüccar kalbi/bizde bu serçetüyü kalpler varken/kavuşmayacak dağlar denizlere.” (Toplu Şiirler s.227) Bilet Geçmez Gemisi’nde (2017) ilk şiirinden itibaren seslenme tonu ön plana çıkar. Bâki Ayhan’ın “metinlerarasılık”a bakışını özetleyen “Şairler Meclisi” şiiri de bu kitaptadır. Onun diğer şair ve metinlerle kurduğu ilişki; eleştirel tavır daha önemlisi etkilenme endişesinden çok aynı duyu ve duyguları yaşama/paylaşma eşitlenme bağlamındadır. Metinlerarasılık biraz da kendi şiirini, farkını ortaya koyan şiir oyunu gibidir. Bu oyun, şiirde geleneği “iyi, sıkı, güzel” olanı yaratma bağlamında işlevselleştirdiğini de gösterir.

Dünya Açık Unutulmuş Bir Buzdolabı: Hasta Sevgili Kış

 

    Şiiri yorumlayarak daha iyi hale getirmek mümkün müdür, sorusunun cevabı büyük oranda hayırdır. Biçimine, anlamına, anlatımına dair dikkatler, şiiri daha iyi hale getirmekten çok çoğaltır. Şiirin dil, duyu, duygu, kültür, birey ya da toplum, kişisel tecrübeler gibi unsurları bir araya getirme biçimi onu aynı zamanda hissedilen bir değer haline getirir. Bâki Ayhan da - yazının ilk bölümünde belirttiğim gibi- şiiri, bahsedilen bütün unsurları, bilincin anlatma hali olarak görür. Anlatma, inşa etme sürecinde bütün şiir unsurlarının kendiliğinden bir araya gelmesi şiiri kişisel tecrübenin estetik ifadesi haline dönüştürür. Bu estetik, kültürel ve şiirin kendisiyle edindiği tecrübeyi de yansıtır. Son kitabı Hasta Sevgili Kış, bugüne kadarki bütün bilinçli, tesadüfi birikimlerinin hikâyesidir.

 

İmgelerden Hikâye ya da İmgesel Anlatımcılık ya da Düzenlenmiş Bir Anlatı

 

    Hasta Sevgili Kış hakkında verdiği röportajda “Muhalif olduğum anlatımcı dil gelip beni buldu.” diyen Bâki Ayhan, narrative şiir mi yazmıştır? Bu soruyu anlatımcı şiirle narrative şiir ayrımının farkında olarak cevaplamak mümkün. Hasta Sevgili Kış, “nesneleri onlardan edinilen izlenimler aracılığıyla resmeden, ayrıntılara gerektiği kadar yer veren, anlamlar yükleyen, öznel algıya önem veren, bireyin/öznenin psikolojisini sakince resmeden ve ruh halini onu tamamlayan kış manzaralarından oluşturmuştur. Bu nedenle, kitabın bütünlüğünü sağlayan, dahası anlatımcı yapıyı da kuşatan bir kış kurgusu değil kışın hazırlanma, gelme, kalma, etkileme kronolojisi vardır. Kitabın kurgusal yapısını bu kronoloji inşa eder. Kışın yağmurdan fırtına ve kara uzanan gelişi, bu şiiri anlatımcı yapsa da tam anlamıyla bir öyküye dönüştürmemiştir. Kış imgelerinin sıralı imajları vardır. Bu bakımdan anlatımcı tanımlamasının bu kitap için bir ölçüde geçerli olduğunu düşünüyorum. Hasta Sevgili Kış’ın dili, şiir dilidir. Belki bu dil ve sıralı imgeler sayesinde narrative, anlatımcı, imgesel kurgu ayrımını da yaparız. Ama bence parçalı imaj akışı, belirgin bir narrative yapıyı içerseydi Hasta Sevgili Kış, Çehov öykücülüğünün şiirsel ifadesi olurdu. Belki de öyledir. Kitaptaki öyküsellik biraz da nesneler dünyasını imgelerle resmetme, imgenin yarattığı kışın anlamlarını çoğaltma, ruh halini, hastalığı usulca şiire sızdırmayla inşa edilmiş.  Kitabın ilk epigrafı olan “Aslında yanlış hatırlanan zamanlar oldu” dizesi imgelerin hatırlama ve yaşamayla bağına, kışın öznenin geçirdiği bütün kışların toplamı olarak anlatıldığına işaret eder. Sıralı anlatılan kesitlerin mekânı “imge, yer, mevsim, ruh hali olarak kış”tır. Dolayısıyla şiirlerin tekniği anlatımcı olsa da dil ve dilin imgesel eğilimi, bir yöntemin ötesinde nasıl inşa edildiğine dair bir tasavvuru barındırır. Birbiriyle bağımlı, bir o kadar da birbirinden bağımsız kış sahneleri sıralanır. Şiirlerin adı numaralardır. Bu numaralar arasına sıkça kış manzaraları girer. Ama kışın gelişi, bir süre kalışı, etkisi art arda dizilmiştir. Kendi içinde bütünlüklü bir başına da var olan şiirler, sahneler vardır. Bu sahneler, aynı zamanda birer kent enstantanesidir. Kentli özne, kışın insanın varlığını hissedebileceği doruklardan biri olduğunu, hayatın anlamını barındırmasa da hayatı anlamanın bir yolu olabileceğini göstermektedir. Kışın anlatımında kar kadar yağmur ve rüzgârın olması mevsimin yalnızca sembolik anlam üzerinden algılanmadığına işarettir. Vivaldi’nin “Kış Sonatı”, Tevfik Fikret’in “Yağmur” şiirindeki gibi sesin ve görüntünün ritmi de önemlidir.

 

    Bu kitapta kış döngüseldir. Rüzgâr, yağmur, fırtına ya da kar öznenin mekânlarıdır, aslında. Kış bir yerdir. Zaman ve mekân perspektifine maruz kalmış, doğrusu bu perspektifi arzulamış bir öznenin varlığıdır, söz konusu olan. Bu yapıyla inşa edilen şiirlerde dil epik değil tutkuludur. Özne, şimdinin derinliğini temel alan bir tutkuyla, bütün kışları biriktirmiştir. Görünümle anlam arasındaki bağın izleklerle hatta imgeye dönüşen nesnelerle bir araya geldiği bir şiirsellik vardır.

 

    Flaneur’ün Kışı, Kışın Flaneur’lüğü

Hasta Sevgili Kış’ın öznesi (Öznesi diyorum, çünkü bütün şiirlerin personası aynı.) tabiatın kış hallerini doğaya sadakat, hayranlık duygularıyla anlatmaz. Yabanıl bir kış ortamı yoktur. Kentin sokaklarına sızan, dallarını kurutan, yağmurlu, rüzgârlı ve en önemlisi insanı eve sokan, hastalandıran bir kış vardır. Bu şiirler tabiatın kentte varlığını hissettirdiği mevsimde yazılmış ve kent tabiat ilişkisinin uyumu-uyumsuzluğunu anlatmış. Kimi zaman “bulutlar boşluklardan sürülüyor/başka gökte buluşmaya/dallarından soyunmuş ağaçlar/başka ağaçlara veda (s. 31) dizelerindeki gibi kışın kente ne kadar yakıştığı, kentin kışın doğallığıyla nasıl uyumlu olduğu resmedilir. Bazen de “Birkaç uzakta balıkçı teknesi/bozuyor dalgaların yüksekliğini” dizelerindeki gibi kentte bulunma halinin tabiat şartlarına yenik düştüğü geniş ve uyumsuz bir perspektif sunulur.  

 

    Bâki Ayhan, şiirlerinde geçmiş-şimdi-gelecek düzlemini öznenin zaman algısı üzerinden inşa etmesinin yanında bu düzlemin kendinden önceki şiirler (kendisinin önceden yazdığı şiirler de dahil) tarafından nasıl ele alındığına da dikkat çeker; böylece zamanın şiirdeki varlığını metinsel-geleneksel-yeni (güncel) olmak üzere üç katmanda hisset(tir)ir. Bu çerçevenin kentli öznenin duyusal, imgesel anlatımında belirdiğini de eklemem lazım. Özne için zaman, sokakta olmayla evde bulunma hali arasında geçer. Sokak ne denli soğuk, yağmurlu, karlıysa ev de hastalığın ateşiyle o denli sıcaktır. Kamusal alandayken (sokakta) insan, bir manzara olarak yer alır. Mevsim görüntüleri de buna eklenince hem imgesel bir anlatım ortaya çıkar hem de şairin ve şirin gezgin yanı.  Şiirlerde kış gezgini bir insan kadar o insanı sokaklarla ev arasında düzenli düzensiz gezdiren bir kış vardır. Demem o ki, özne kadar kışın kendisi de flaneur’dür. Bu aşırı yorumu şiirleri bütün yönleriyle kuşatan kışın varlığı üzerinden inşa etmek zor değil. Şairin biriktirdiği kışların alçalıp yükselen ritmi, psikobiyografik bir okuma alanı açar. “Kışın kışkırttığı korku”, “duvar çatlaklarına kaçan soluk” metaforları anlık tepkilerin değil, birikmiş yaşantının ifadeleridir.  Şair de bunu açıkça söyler:

“Bazı parçaları günlüklerimden alınmıştır. Hayatımın, otobiyografimin son kışları bu şiirlerimde.” (Varlık’taki röportajdan, Ocak 2025)

 

    Elbette bu okuma psikoloji ile biyografinin kış tecrübelerinde kesiştirildiği bir alanla sınırlıdır.

 

Kış ve Hastalık        

     
    Hastalığın olgusal varlığı; arzu duyulana bilinçli ya da rastlantısal biçimde ulaşmanın, kimi zaman da arzudan uzaklaşmanın edebiyattaki gerçekçi, romantik ve postromantik tavırlarla örtüştüğünü gösterir. Edebiyatta bir gösterge olarak hastalığı yalnızca melankoliyle ilişkilendirmemek gerekir. Bazı eserlerde hayatı anlamanın bir yolu dahası hayata tahammül eşiğidir. Hasta Sevgili Kış’ta hastalık, ateşiyle kışın soğuğunun nihai karşıtlığına dayalı bir izlektir. Güzü çağrıştıran sarı rengi bu kitapta hastalığı çağrıştıran sembolik anlamıyla yer alır. Sarı, çoğunlukla güneşin, güzün bu kitapta kış hastalıklarının rengidir.  Kitabın “1” adlı şiiri “sarı kâğıda daha sarı harflerle:/ hastayım bir zaman yokum/ tanıdıklardan af dilerim” dizeleriyle başlar. Hastalığın kendisi kışın ruhuna uygun solgunlukta yaşanır: “ilaçlarını unutma/ hepsinin saati sarı kâğıtta/ şaşırma sırasını dakikasını/ en son alacaksın gözyaşı kurutanı” (s. 32) Kışın ruhuyla uyumlu hastalık bazen sanrıların estetiğini anlatır: “Soluklarım niçin ateşli/uykularım niye parçalı/ sorar en son/ bakıp camları donduran buza/ vücudum ruhumdan ayrı/ çırpınıyor bir pencerede/ sorar:/ nerdeyim nerde” (s. 19)

 

    Hasta Sevgili Kış’taki hastalık, bir yanıyla semptomlarıyla anlatılan somut ve yorucu bir kış rutini diğer yanıyla yaşamayı ve hissetmeyi sağlayan kış gerçekliğidir.

 

Son Cümleler: “Görünmeyeyim Güz Takviminde”

 

    Bâki Ayhan’ın şiirlerinde güzle başlayan zamanla kışa yönelen -bilinçle yazılmadığından emin olduğumuz- bir eğilim . İlk kitabı Hileli Anılar Terazisi, “Dehliz” şiirinde geçen “Sonbahar bol bir yüzük gibi fırladı parmağımdan” epigrafıyla başlar.  Aynı kitabın “Konser Bitti, Güz Cinayeti” gibi şiirlerinde geçen güz kitabın odak izleklerinden biridir. Bununla beraber, “İnandığımız Hayat” şiirinde “Kar tutmuş bir sokak lambası” da vardır.  Uzak Zamana Övgü’nün “Yıpranmış Anıtlara Taş”, “Bağbozumu”, Güz Müziği” gibi şiirlerinde mevsimlerin analojik görünümleri yine güz odağında verilirken, “Kışa Gidiyoruz” Hasta Sevgili Kış’ı yüksek sesle çağıran ilk şiirdir. Fırtınaya Hazırlık’ta bir tarafta “Güz Süzülüyor” gibi şiirlerde güz ve çağrışımları, diğer tarafta “Yaşam Boşluğu” gibi şiirlerde her iki mevsimi de anımsatan (güz ve kış) bir atmosfer yaratmıştır.

 

Şairin şiirlerinde güzden kışa doğru bir yolculuk var aslında. Hasta Sevgili Kış ne kadar kışın başlama, kalma, etkile(n)me hikâyesini anlatıyorsa Ayhan’ın bütün şiirlerindeki kronoloji sonbahardan kışa geçişin öyküsüdür. Belki de Bâki Ayhan’ın asıl anlatımcılığı güz ve kışla temsil değeri vermeye çalıştığım bu yolculukta ortaya çıkacaktır. Zaten şairin kendisi de son kitapta, önceki şiirlerindeki kış izleklerine göndermeler yapıyor ve şiirinde güzden kışa geçişin ipuçlarını veriyor. Bu kısma biraz ironik de yaklaşmış sanki. Kışın alışılmış bağdaştırmalarda beliren ve kötümser çağrışımlarla ömrün sonlarını imleyen klasik çerçevesinden çıkarıyor. Onun için kış; ateşli hastalıklar, rüzgârlı, karlı kent manzaralarıyla hissetmenin zamanıdır.

 

                          Bâki Ayhan’ın şiiri, sonbaharla kış arasında güzden ziyade kışa yakın bir öznenin şiiridir. Çoğunluk yağmurlu.

 

KAYNAKLAR

Bâki Ayhan, Hasta Sevgili Kış, Vapur Yayınları, İstanbul 2024

Bâki Ayhan T., Hayat ve Hayal Müzesi Toplu Şiirler (2001-2014), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2015

 

 

.